Atatürk Devrimleri Piyesi

  Sayın konuklar,

Bugün bizler burada tutkuyla , coşkuyla , sevinçle ve hüzünle onu birkez daha yaşatacağız.Mustafa Kemal'i anlatmak Türk ulusunu anlatmaktır.Mustafa Kemal'i anlatmak Kurtuluş savaşını anlatmaktır. Yokluklardan gelen bir ulusun doğuşunu ani atmaktır. O'nu anlatmaya dilimizin dönmediği , gücümüzün yetmediği yerde O'nu kendi günlüğünden dinleyip anlayalım.

Yıl 1881 Kiraz mevsimi
Vakit alaca karanlık
Ay batacak , güneş doğmak üzere
Toprak kabardı , gök gerine gerine uyanıyordu
İki katlı kagir evde çifte şamdan yanıyordu
Ve ansızın
O?  Sarı, gür bir kadın saçı gibi
  Dalga dalga esti rüzgar

Kiraz ağaçları meyve yüklü pıtrak pıtrak

Gün ağardı taze , apak Ve öptü yeni doğanın

Küçük Mustafa'nın parlak ışıklı yüzünü güneş

Yüzyıllar öncesinden

Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size

Ben Mustafa Kemal'im hey!

Ben Mustafa Kemal"im

Selanik
Baba ocağı
Kilise canlarının ezanla karışıp gittiği çocukluk yıllarım

Gür ağaçlı bahçeler

Ve tadına doymadığım kara dut
Daracık sokaklarda kaybolup gittiğimiz liman şehri

Selanik bir büyük liman,

Selanik bir büyük şehir/Suda balık sürüleri gibi                                      :

Gelir gider , gider gelir

Yorgun tembel balıkçıların
Beni uzaklara salacağı martı sesleri

Baharda gürlediği vakit Korkutan
Korktuğu kadar düşündüren gök gürültüleri
Selanik gecelerinde yıldızlar
kocaman olurlardı
Ya da ben öyle hatırlıyorum
 

1

       Ne kadar çok , ne kadar parlaktır , bir okadar uzak.

Arkadaşlarım,komşu çocukları, gayri müslim arkadaşlarımız çok olmazdı

Olanlarda bize en yakın yıldız kadar yakın

Oysa,

Yaşadığımız acı tatlı ne varsa

Bu küçücük şehirdeydi.

Geçti dört mevsim dört yaz

Uzun ince parmaklarımda

Mahalle mektebinde diz çöküp                                                                                                                        ,

İlahilerle başladı okula

Bir sabah beyaz bir entari giydirildi bana

Sırmalı bir sarık elimde yaldızlı bir dal

Annem dua etti.

Ben de babamın ve hoca efendinin elini öpüp okula gönderildim.

Beyaz kemerli loş bir oda

Rahlede bir kuran

Hoca keramım anlatmaya başladı.

Anlayamadığım bir dilden okuyup , dizlerimin üstünde yazmaya çalışıyordum.

 

Kemiklerim sızlardı , ayakta yazmak istemezdim

Hoca tek sesiyle emrederdi

Otur

"Ama böyle yazmak zor oluyor , dizlerim acıyor deyince ,

Bana karşımı geliyorsun , dedi.

Ben de evet dedim.

Sonra babam beni başka okula gönderdi.

Şemsi Efendinin özel laik okuluna.

Burası daha iç açıcıydı.Yan yana sıralar daha aydınlık

Üstelik artık dizlerim acımıyor

Babamın işleri bozulunca , dayımın köyüne Langazaya gittik.

Çiftlik hayatı başladı.

    Bir tarlada öğrenmişti vatan bekçiliğini
    
Kargaları kovalaya kovalaya Mustafa
  
Yel eser gün vurur akşamlara dek Kavrulur yanardı elleri ekinlerin ortasında

   Yüzyıllar öncesinden
  
Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size

  Ben Mustafa Kemal'im hey Ben Mustafa Kemal" im 

2

Orada okul yoktu , sıkılıyordum.Köydeki müslüman hocadan ders alıyordum.
Sonra da köyün papazından , ama Rumca'yı sevmiyordum.

Teyzemin yanına Selanik'e gönderildim.

Arapça öğretmeni kaymak Hafızdan hayatımın ilk dayağını yedim.Bu bana çok dokundu. Çocuksu sorularıma dahi cevap veremiyecek kadar cahil , aciz koskoca bir adamdan dayak yiyordum.

Bir gün komşumuzun oğlu Ahmet, bizi ziyarete geldi. Askeri okuldaydı.

Pırıl pırıl tertemiz üniforması, anlamlı bakışı, kendinden emin konuşması.

İşte o gün ben de o üniformanın içine girmiştim sanki.

Annem olmaz dedi.
Osmanlının askeri demek bitmez tükenmez sürgünler , savaşlar demektir.
 
Kıyamam sana.

Ama nafile gizlice okulu kazanmıştım.

Anacığımın elini öptüm , hakkını helal etti.

Yeni okulumu arkadaşlarımı seviyordum.Başarılıydım.

Matematik öğretmenimiz senin de benim de adımız Mustafa dedi .

Gel bir de yanına Kemal adını koyalım.Bundan sona senin adın Mustafa Kemal  olsun.
Orta okuldan sonra , yatılı olarak Manastır Askeri Lisesine başladım . Manastır Makedonya'nın can damarıydı , sınır
bölgesiydi.
Bulgar , Arnavut, Yunan çetelerinin cirit attığı bir yer.
Etrafımda nelerin olup bittiğini anlamak istiyordum.
Sonra Ömer'le arkadaş olduk.
Tatil günleri istasyona gider , askerleri seyrederdik.

Oradan da Yonya'ya.(Yonya bir liman gazinosuydu)

Orada birşeyler içer saatlerce tartışırdık.
 Ali Fethi ile tanıştıktan sonra ufkum daha da genişledi.

O bana siyasetin ne olduğunu anlattı.
Jan Jak Ruse , Volterî, Mantesküi'yi anlattı.
| Volter , Rober Piyer
,1789
ihtilali , halk , ulus , özgürlük , gerçekler.
|Ve yaşamın sınırları
. kafam karmakarışıktı.
Gökte ay üşür
Dışarıda gece üşür
Düşmanca kol gezer bıçak sırtı bir
ayaz
Mustafa Kemal üşümez
Düşünür.
Bir gün Ömer'le tren istasyonunda dervişlere rastlamıştık.
Ve garda da. bir sürü yabancı yolcu.
Dervişler,ellerinde sivri külahları
Bol cüpbeleri kendilerinden geçmiş , bağırıp çağırıyorlardı.

Nara atıyorlar , kimileri de düşüp bayılıyorlardı.

3

 

Şöyle bir baktım.Utandım.

Gözlerimi kapadım.Cennetin anahtarını satan papazla, muska satan yobaz

Ve nara atıp kendinden geçen , sözüm ona dervişler.

İşte dedim kendi kendime.

Dünyayı bu hale sokan sizlersiniz.

Artık düşünüyordum, öğrenmek istiyordum.

 

Düşlerim beni aştıkça , yeniden öğrenmeliyim.

İçimdeki büyük aşkın ne olduğunu artık iyice anlıyordum.

Okul bitince...

İstanbul'a Harbiye'ye gidecektik düşlerimizi gerçekleştirmeye.
İnsanlığa aşıksın sen Sönmeyen tek ışıksın sen Kurtuluş ve özgürlüğe
Bir evrensel bekçisin sen

İstanbul

Daha ilk bakışta ortaçağı anımsattı bana

Sanki insanlar hala yüzyıllar öncesi gibi yaşıyordu        ,

Kara çarşaflı, peçeli hayaletler gibi, karanlık basmadan evlerine koşuşan

kadınlar

Asma çardakların gölgesinde

Günde beş vakit ezan sesiyle kımıldayan çehreler.

Haliç'in ötesinde ölü bir görüntüden ibaret kalan Türk mahalleleri

Ve şaşkın değişmez sessizliğe uyuyorlardı.

Oysa Beyoğlu , Pera ve baş döndürücü sokakları sonunda liman...

Şık faytonlar , mağazalar , tiyatrolar , müzikaller.Bambaşka sosyal bir çevre.

Vergi vermeyenler sırtını kapitülasyonlara dayamış

Merkezi hükümete önem vermeksizin bir bambaşka İstanbul.

Osmanlıların üstündeki yabancı baskısı o derece şiddetliydi ki

Sanki Türkler kendi vatanlarında esir

Yabancılar efendiydiler.

 

Düşman devletler Osmanlı Devletine Maddeten ve manen tecavüz halinde

Karar vermişler onu yok etmeye , bölüşmeye

Padişah ve halife olan kişi de

Düşünmüyor hayatını ve rahatını

Kurtarmaktan başka çare.
Artık Fransızca gazeteleri okuyabiliyordum.

Bazı kitaplar yasaktı.Bunları geceleri okurdum.

Namık Kemal'i , Volter , Robes  Piyer'i şimdi daha iyi anlıyordum. 

4

Önce Napolyon’a hayrandım.         
Felsefi görüşlerim iyice şekillenince , ondan pek hoşlanmadım.
Demek ki devrimler karşı devrimleri getirebilirdi.
1789'un saflığı ve temizliği ve Napolyon'un emperyalizmi.

O gün arkadaşlarla bir komite kurduk.

El yazısıyla gazete çıkarmaya karar verdik.

Gazete sarayın kulağına gidince yakalandık.

Ama okul müdürü devrimci bir adamdı.Kurtulduk.

Belki de bir iç güdü.

Kurmay okulunun ilk sınıfında hepimizden bir araştırma , yazısı istemişti.            
  Araştırma yazısını okuyan öğretmenim gözlerime baktı.

Zaten dedi, senden de bu beklenir.
  
 Araştırmanın adı:Başkente karşı Anadolu isyan hareketlerinin Gerilla taktikleri.

Sonra yine yakalandık.

Bildiri dağıtıyorduk üstelik okul bitmiş daha yeni yüzbaşı olmuştum.

Tutuklu kaldığım süre içinde yazıyordum.

Şiir yazıyordum.

Devrim taslakları yazıyordum. Sonra kıta hizmeti adına İstanbul dışına sürüldüm , Şam'a
Yıl 1905

Mustafa Kemal şimdi yüzbaşı

Yıldızlar İçinde yıldız;yücelmiş daha başı

Dışarıda bıçak sırtı bir ayaz

Gökte yıldız ve ay üşür

Mustafa Kemal üşümez

Vatanını ve ulusunu düşünür

Peki dedim , öyle olsun. Bizde gider çölde bile yeni bir devlet kurarız.
 
Zamanla binlerce gerçeğin değil, tek bir
gerçeğin olduğunu anladık.
Ne işimiz vardı Arabistan çöllerinde.

Hepimizi baskı altında toplamaya çalışan softaların , yobazların içinde , ne işimiz vardı.        ( YEMEN TÜRKÜSÜ)
iyice anlamıştım ki ,  
Müslüman olmayanların cennetin bütün nimetlerinden yararlandıkları ,
Müslümanların ise cehennem azabı çektikleri bir
yerdi.
Osmanlı İmparatorluğu.
Sende-de dünyalar devirenlerin
Ayakta tutmayan darbesi vardı;
 Zamanı yakından çevirenlerin
Zincire vurulmaz hür sesi vardı
     5
 

İhtilalin nasıl, neresinden başlamalıydı.

Vatandan uzak Arap illerinde...

Arkadaşlardan kopuk.

Makedonya'ya gitmeliydim.

Bu işin can damarı arada atıyordu.

Bir müddet sakin kalıp , Selanik'teki Genel Kurmaya atanmalıydım.
 Ve
atandım.

İhtilalin çekirdeği bazen de kendince oluşuyordu.                                                 

Kendini devrimci ihtilalci sayanlar vardı

Bir elinde kılıç , bir elinde din kitapları, devrim üzerine yemin ederler.

Değişmesi gereken bir düzen için ,değişmeyecek kurallar üstüne yemin edebilir miydi?

Ama ihtilal kadrosu yavaş yavaş tamamlanıyordu.

Biz reformcu değildik,

Biz siyasal yapıyı değiştirmek istiyorduk

Egemenlik kavramını değiştirmek istiyorduk.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !